10.11.2017 Saygıyla anıyoruz

10.11.2017 Saygıyla anıyoruz

Üniversitemizin tüm yerleşkelerinde olduğu gibi Yomra Yerleşkesinde de büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK ün sonsuz hatırasına duyulan saygı ve tüm şehitlerimizi anma programları düzenlenmiştir.

Mühendislik Mimarlık Fakültesi Konferans salonun da düzenlenen anma programında Ata’ya ve şehitlerimize sunulan saygı duruşu ve okunan İstiklal Marşı sonrasında Üniversitemizin Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Cengiz ÖZGÜN tarafından “Atatürk ve Demokrasi” adlı sunum gerçekleştirilmiştir. Öğretim elemanları ve öğrencilerin yoğun katılım gösterdiği törenden bazı kareler ve Sayın Özgün’ün sunumunun tam metni aşağıdadır.

Sayın Dekanım, Değerli Hocalarım, Sevgili Gençler

Sizlere Atatürk ve Demokrasi adlı sunumumda, Atatürk’ün demokrasi idealini, sevdasını, hayatındaki çeşitli yaşanmış olaylarla, uygulamalarıyla, eserleriyle 30 dakika içerisinde anlatmaya çalışacağım. Sadece ülkemizde değil, uluslararası toplumun da gözünde Atatürk’ün nasıl görüldüğünü bilgilerinize sunacağım.

 

Yurdumuzun her köşesinde, her 10 Kasım sabahında olduğu gibi, bugün de yüce Atatürk, büyük bir sevgi ve hiç şüphesiz özlem ile bütün yurtta anılıyor. Bugün hür ve laik bir ülkede yaşıyorsak bunu büyük ölçüde Atatürk ve silah arkadaşlarına borçlu olduğumuzun bilincinde olan milyonlarca vatandaş, ona sevgilerini ve saygılarını gönderiyor.

O yalnızca milletinin değil, tüm dünyanın kalbini fethetmiştir. Tüm dünyanın kalbinde Dünya Lideri olarak yer almıştır. Gerçek dünya lideri Mustafa Kemal ATATÜRK’e bu ünvanı yalnızca bizler de değil yine “DÜNYA” teslim etmiştir, yıllar önce. Nasıl mı? Lütfen dinleyin o zaman.

“Yıl 1979. Unesco’nun 156 üyesi vardır. UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir cümle şöyle der: ”Bugün UNESCO’nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal’dir.” Söz konusu öneri ise şudur UNESCO’nun: “1981 yılı, Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılıdır. Bu olayı 156 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın”

Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler: “Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?

Rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur ve 156 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler: ”Genç delege arkadaşım, hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir. Bırakın onu bir yıl anmayı, her ülke her problemin çözümünde çare olarak O’nu aramalıdır.

 

Sonra ne mi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tek olmak üzere, hiç olumsuz veya çekimser oy çıkmaksızın 156 ülke de şu “muhteşem” metne imza atar;

 “Atatürk kimdir? Atatürk uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, Sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı,

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusudur” Bu arada ilk başta: “Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?” diye itiraz eden o İsveç delegesi, bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler; ”Ben Atatürk ’ü inceledim, bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum”.

 

Demokrasi eski Yunanca dimos, halk, ahali ve kratos, iktidar sözcüğünün birleşmesinden türemiştir. Halk İktidarı anlamına gelmektedir. ATATÜRK, bu terimi, Türkçeleştirmek için «HALKÇILIK» kelimesini kullanmayı tercih etmiştir. (Medeni Bilgiler Kitabı)

 

Kısa bir tanımlama ile “vatandaşların eşit haklara sahip olduğu, çoğulculuk, özgürlük, hukuk devleti temeline dayanan yönetim sistemi” olarak ifade edilebilir.

Anayasa Mahkemesi bir kararında “demokrasiyi: insan hak ve özgürlükleri ekseninde, farklı siyasal düşünceleri ve hayat tarzlarını barış içinde bir arada tutma anlayışı” olarak tarif etmiştir.

Günümüzde medeniyetin ulaştığı en iyi yönetim şeklinin demokrasi olduğu hususunda genel bir kabul bulunmaktadır. Demokrasinin, İnsan Hak ve Özgürlüklerinin yazılı güvenceler altına alınmasına «Anayasal Demokrasi» diyoruz. ATATÜRK döneminde hazırlanan, 1921 ve 1924 Anayasaları Demokrasi yolundaki önemli adımlardır.

18’nci yüzyılın sonları ve 19’nci yüzyılın başlarında birinci demokratikleşme dalgasını görmekteyiz. Ancak demokrasinin dünyadaki seyri doğrudan doğruya bir yükseliş grafiği gösterememiştir. Kısa bir süre sonra yerini totaliter yönetimlerin iş başına geldiği birinci ters dalgaya bırakmıştır.

20’nci Yüzyıl Başında Dünyada çeşitli ülkelere bakacak olursak diktatörler ve milyonlarca masum insanın ölümü görülür.

Çin’de, iki milyon civarında insanın ölümüyle sonuçlanan iç savaş liderleri olan Çan Kay Şek ve İç savaştan otoritesini güçlendirip çıktıktan sonra yaptığı uygulamalar ile 50 milyon civarında insanın ölümünden sorumlu tutulan MAO Zedong

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde, on milyonlarca insanın ölümünden doğrudan sorumlu görülen Josef STALİN

İspanya’da 630.000 kişinin ölümüyle sonuçlanan iç savaşta doğrudan doğruya diktatörlüğünü ilan eden Francisco FRANCO

İtalya’da, hem halkına zulmeden hem de Habeşistan’ın işgaliyle başlayan ve II.Dünya savaşı ile devam eden süreçte diktatörlüğünü ilan eden Benito MUSSOLİNİ

Almanya’da, İkinci Dünya Savaşının en önemli faili 65 milyon insanın ölümünden dolaylı olarak, 6 milyonu Yahudi olmak üzere 17 milyondan fazla insanın ölümünden doğrudan sorumlu olduğu kabul edilen gelmiş geçmiş en acımasız diktatörler arasında sayılan Adolf HİTLER.

Atatürk’ün çağdaşlarıdır bunlar.

 

Liderlik türleri çok çeşitli şekillerde tasnif edilebilmektedir. Psikolog Kurt Lewin’in 1930’larda geliştirdiği klasik ayrım, en temel tasnif yöntemi olarak kabul edilmektedir. Diğer ayrımlar bu liderlik türlerinin türevlerini oluşturmaktadır. Lewin’in ayrımına göre 3 tür liderlik vardır. Bunlar 1.Otokratik, 2.Demokratik ve 3. serbest liderliktir

 

Otokratik lider, liderlik yaptığı kişilerden gelecek fikir ve yönlendirmeleri göz önünde bulundurmadan karar alır. Grubun amaçlarını neyin, nasıl yapacağını kendisi belirler. Lider işin başında olmadığı zaman işler yürümez. Lider herhangi bir konuda itiraz ya da öneri de kabul etmez.

 

Liberal yani serbesiyetçi liderlikte lider grup faaliyetlerine asla karışmaz. Yetki tamamı ile grup üyelerindedir. Böyle bir lider kendi rolünü diğer grup üyelerinin rolü gibi görür.

 

Demokratik lider ise amaçları ve izlenecek politikaları grup ile tartışarak oluşturur. Lider astlarının planlama, karar verme ve örgütleme faaliyetlerine katılımlarını teşvik eder. Yetkilerini kısmen de olsa devreder.

Peki Atatürk hangi tür liderdi? Bu soruya cevap vermek için Atatürk’ün hayatını incelemek gerekir. Atatürk’ün liderlik vasıflarının üst düzey olduğu Harbiye Mektebinde bulunduğu dönemlerde belirginleşmeye başlamış, Çanakkale Muharebeleri zamanında ise Türk Milleti ve dünya tarafından tam olarak fark edilmiştir.

Kurtuluş Savaşının yönetilmesi, İnkılapların gerçekleştirilmesi süreçleri ile ulusal ve uluslararası politikalarına, uygulamalarına ayrıca açıkladığı fikirlerine bakıldığında ATATÜRK’ün hangi liderlik tipolojisine girdiği açıklıkla görülebilmektedir.

Döneminin Dünya liderlerinin önemli bir bölümünün diktatör olmaları, bu yönde sorgulamalara neden olmuştur. Bunlardan İtalyan yazar F.Perrone di San MARTINO ‘’Ön Asya Diktatörü Mustafa Kemal’’  kitabında Atatürk’ün tüm hayatını inceledikten sonra vardığı sonuç şöyledir: ‘’Eğer demokrat diye bir şey varsa, Atatürk demokrattır. Haremin kaldırılması, kadın özgürlüğü, laiklik, ekonomi yönetimi bunu gösterir. Atatürk yönetiminin ruhu demokrat olmasa ve bu ruh bütün halka nüfuz etmemiş bulunsaydı, bütün bunlar imkânsız olurdu.’’

Diğer bir yazar, aynı zamanda bir diplomat olan ve Türkiye’de de bulunan Bulgar Paraşkev Paruşev’dir. Jivkov zamanında Bulgaristan’da yasaklana kitap, Türkiye’de Cumhuriyetin 50’nci  yıldönümü olan 1973 yılında “Atatürk / Demokrat Diktatör” adıyla yayınlanmıştır. Kitabında vardığı sonuç şudur: ‘’Atatürk asla diktatör değildi, o halkının yararına olduğuna inandığı şeyleri gerçekleştirmek için önüne çıkan engelleri gerekirse acımasızca ortadan kaldırmayı bilmiştir.’’

Yakın tarihimizi inceleyecek olursak, Atatürk’ün Demokrasi idealinin, Samsun’a çıkışından itibaren uygulamaya konulduğunu görürüz.

Kurtuluş Savaşı Döneminde: Amasya Genelgesi ile Milletin istiklalinde, Milletin söz sahibi yapılması ve Milli Kurul öngörülmesi.

Erzurum Kongresinde Milletin iradesini egemen kılmanın esas kabul edilmesi ve Geçici bir hükümet kurulmasının öngörülmesi.

Sivas Kongresinde Temsilciler Heyetinin toplanmasına karar verilmesi, Demokrasinin temeli olan halk egemenliğinin açık işaretlerini oluşturmaktadır.

23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin Açılması, dönemine göre çok ileri ve önemli demokratik atılımdır.

Aynı dönemde, kurtuluş savaşı döneminde silahlı çatışmalar ve isyanlar yaşanırken, Atatürk idama mahkûm ediliyor, Kuvayı Milliye aleyhine fetvalar veriliyordu. Dış politikada önemli olaylar yaşanıyordu.

Böyle bir ortamda, içerisi ateş çemberinde, dışarıda önemli olaylar yaşanırken, Demokrasinin göstergesi Meclis de çalışmaktadır. Nasıl çalıştığını 1 Mart 1921 tarihli Millet Meclisi Tutanak Dergisinden okuyalım. BAŞKAN MUSTAFA KEMAL PAŞA Hz.; Efendiler; Yüce Meclisin toplantı başlangıcı olan 23 Nisan 1920 tarihinden düne, 28 Şubata kadar 311 gün geçmiştir. Bu süre içinde yüce Meclisiniz 159 birleşim, 407 oturum yapılmıştır. Yüce Meclisimizin genel kurulunda 104 kanun kabul edilmiştir. 149 kanun önerisi reddedilmiştir, yani 253 kanunla meşgul olmuştur. Bundan başka, 67 kanun önerisi Bakanlar Kuruluna verilmiştir. 6 kanunun görüşülmesi ertelenmiştir. 55 kanun yeni yıla devredilmiştir. Demek oluyor ki, toplam 381 kanunla yüce Meclisimiz meşgul olmuştur.

Milletvekillerinin, Başkomutanlığı ve sorumluluğu üzerine alması dilekleri karşısında, halk iradesine ve demokrasiye olan aşkını, Gazi Mustafa Kemal’in tarihe geçen şu sözlerinde görüyoruz:

Yaşadığım sürece ulusal egemenliğin en gerçek bir hadimi olduğumu, ulusa bir kez daha göstermek için, bu yetkinin 3 ay gibi kısa bir süre ile sınırlandırılmasını dilerim.

Atatürk, Halkçılık Beyannamesi /Programını 18 Kasım 1920’de TBMM’ye sunmuştur. İlk bölümünde Emperyalist Devletlere karşı meşru müdafaa mücadelesi yapılacağı kayıtlıdır. Takip eden bölümlerinde:

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir demek suretiyle, Hükümetlerin halkın eline geçeceği,

Ekonomide, milli eğitimde, adalet, maliye ve toprak sorununda yapılacak “reformlarla”, Cumhuriyet ve Demokratik İnkılaplar işaret edilmektedir. Bu hususlar, 1921 Anayasasının gerekçe bölümünü oluşturmuştur.

1921 Anayasasının 1’inci maddesi; Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim şekli, halkın doğrudan doğruya kendi kendisini yönetmesi esasına dayanır. Hükmünü amirdir.

01 Kasım 1922 tarihinde Saltanat Kaldırılmıştır. Aslında tüm bunlar, Demokrasi ve Cumhuriyetin açıkça ifade edilmesinin bir göstergesidir.

Olayları tarihi sırasıyla incelemeye devam edecek olursak, 2’nci Meclis seçilmiş, 11 Ağustos 1923’de toplanmıştı. Bir meclis hükümeti seçilmişti ama bakanlar arasında uyumsuzluk nedeniyle kabine çalışamıyordu. Bu arada hükümetin şeklinin ‘’Cumhuriyet’’ olarak ifade edilmesi (Ankara’nın Başkent olması) tartışmaları ulusal ve uluslararası basında iyice yükselmişti.

Bu tartışmalar sonrasında hükümet krizi çıktı ve 25 Ekim 1923 de hükümet istifa etti. Tek parti ‘’Halk Fırkası’’ yapısı olmasına rağmen kriz çözülemiyordu. Atatürk bir grup mebus ile 28 Ekim’de toplantı yaptı ve vardıkları sonucu açıkladı: ‘’ARKADAŞLAR YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDİYORUZ DEDİ’’ Önce Halk Fırkasında grup toplantısı yapıldı burada da karar verildi sonra meclise geçildi. Önerge ve tartışmalardan sonra, Atatürk’ün En Büyük Eserim Dediği Cumhuriyet oybirliği ile ilan edildi ve Atatürk ilk Reis-i Cumhur seçildi.

İzmir İktisat Kongresi ile uygulamaya konan liberal ekonomi politikası ve Celal Bayar’ı Başbakanlığa getirerek, hayata geçirilmesini sağladığı liberal/özgürlükçü devlet uygulamaları, Atatürk’ün iktisadi hayattaki demokrasi idealine işaret etmektedir. (4 Mart 1923)

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 17 Kasım 1924’te kurulmuştur. Atatürk bu partinin kurulmasını memnuniyetle karşılamıştır; ‘’Bırakınız çıksınlar memleket işlerini münakaşa edelim Bizim meclisimizde de iki parti olmalı, hükümeti denetleme sistemi kurulmalı ve medeni ülkelerin parlamentolarına benzemeliyiz.” demiştir. (3 Haziran 1923)

Ali Fethi (Okyar) Beyi yeni bir parti kurmaya teşvik etmiştir. (Serbest Cumhuriyet Fırkası-12 Ağustos 1930) “Bir parti kur, başına geç ve düşüncelerini Mecliste müdafaa et. Bu suretle particilikten beklenen fayda temin edilir” demiştir. (17 Aralık 1930) Gönderdiği yazı ile ““…Reisicumhurluğun üzerime verdiği yüksek ve kanunî vazifeleri, hükümette olan ve olmayan fırkalara karşı âdil şekilde ve tarafsız yapacağıma ve laik cumhuriyet esası dahilinde fırkanızın her nev’i siyasî faaliyet ve cereyanlarının bir engele uğramayacağına inanabilirsiniz” diyerek demokrasiye olan inancını göstermiştir. (17 Aralık 1930)

20 Mart 1930-1934 kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermiştir.

(Resmi kayıtlarda Türkiye’nin 1930-1934 tarihleri arasında kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdiği yazılıdır. Türkiye’de kadınlar 20 Mart 1930’da belediye seçimlerinde seçme hakkı kazandılar. 1933’te Köy Kanunu’nda muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı düzenlendi. Milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına ise 5 Aralık 1934’te yapılan anayasa değişikliğiyle kavuştular. 8 Şubat 1935’de ilk defa meclis seçimlerine katılan Türk kadınları mecliste 18 sandalye elde ettiler.)

Almanya’da Nazi zulmünden kurtulmak isteyen 100 civarında Alman bilim insanı, İnsan hak ve özgürlükleri ile Demokratik Değerleri benimsemiş olan Atatürk Türkiye’sine sığınmışlar, Üniversitelerimize büyük katkı sağlamışlardır.

(Hukukçu Prof.Ernst Hirsch, Mimar Prof. Bruno Taut –(DTC,  Trabzon Lisesi), İktisatçı Prof. Wilhelm Köpke, Astro Fizikçi Prof.Erwin Freundlich, Cerrah Prof. Rudolf Nissen, Dermatolog Prof. Alfred Marchionini)

Bu bilim insanlarından biri de Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi ile yaşadığımız şehir olan Trabzon’da Trabzon lisesinin mimarı olan Bruno TAUT’dur.

Atatürk’ün eşi Latife UŞAKLIGİL’in anılarından, yaşanmış bir olayı dikkatlerinize sunmak istiyorum: Atatürk, bindiği atlı tramvayda Tramvaycının atları kamçıladığını görünce, tramvaycıya soruyor:”-Sen atları kamçı ile mi idare edersin? -Tabii Paşam, kamçısız idare edilir mi? -Neden idare edilmesin? Atatürk, tramvaycının yanına çıkar, .-Sen şu yerini bana ver de, ben kamçısız idare edeyim!. Der. Tramvaycı, derhal yerini terk eder.  Atatürk dizginleri eline alır ve kamçısız, tramvay atlarını sürmeye başlar. -Nasıl? İdare edebiliyor muyum? -Benden güzel idare ediyorsunuz Paşam. Cevabı üzerine şöyle diyor: -Ben de senin gibi idareciyim. Ben de yüz binlerce insanı idare ettim, onları ölüme giden yola seve seve yönelttim. Fakat bir tanesine bile kamçı kullanmadım.

Yapılan inkılaplar, uygulamalar, çıkarılan kanunlar, Atatürk’ün demokrasi idealinin bir göstergesidir. Yansıda bunlar toplu olarak verilmeye çalışılmıştır.

12 kitap yazmıştır.

  1. Nutuk
  2. Geometri
  3. Medeni Bilgiler
  4. Cumalı Ordusu
  5. Taktik Tatbikat Gezileri
  6. Atatürk’ün Hatıra Defteri
  7. Takımın Muharebe Eğitimi
  8. Bölüğün Muharebe Eğitimi
  9. Arıburun Muharebeleri Raporu
  10. Zabıt ve Kumandan İle Hasbıhal
  11. Mustafa Kemal Atatürk’ün Karlasbad Hatıraları
  12. Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler

Bu yazdığı kitaplarda demokrasi ideali belirgin olarak yer almaktadır. ‘’Demokrasinin en belirgin şekli Cumhuriyettir. (…) Demokrasi temeli, bugün çağdaş anayasaların genel ayracı gibi görünmektedir. Türk milleti en eski tarihlerde, meşhur kurultaylarıyla, bu kurultaylarda devlet başkanlarını seçmeleriyle demokrasi düşüncesine ne kadar bağlı olduklarını göstermişlerdir.’’

Fikirleriyle, uygulamalarıyla; ulusunda ve dünyada uyandırdığı sevgi ve saygı ile 20’nci Yüzyıldan 21’inci Yüzyıla geçebilen tek liderdir.

Alman Tarihçi Prof . Herbert MELZİG Atatürk Dedi ki eserinde aynen şöyle yazar. Platon’un “Krallar filozof olsa ve filozoflar kralların tahtına otursaydı… dileği, iki bin yıl sonra Atatürk’te gerçekleşti.

Türkiye henüz 4’üncü yılında önemli bir büyüme gerçekleştirip bölgesinde büyük bir güç olarak ortaya çıkmıştı. Avrupa’da yavaş yavaş totaliter rejimlerin türemeye başladığı bir ortamda Türkiye’nin demokrat ve cumhuriyetçi adımlar atması, tüm dünyayı şaşırtıyordu. Bütün bu gelişmeler Atatürk’ü, 4 yıl aradan sonra yeniden Time dergisinin kapağına taşıyordu.

UNESCO’nun Atatürk Kimdir tanımını konuşmamın başında vermiştim. Uluslararası Toplum Gözünden Atatürk’ü çok güzel anlatan, oybirliği ile kabul edilen, her kesimden her insanın gurur duyarak okuyacağı ve okutacağı bir metindir.

Amerika’da yayın yapan PBS televizyonunda Tanınmış siyasi yorumcu John McLaughlin Atatürk’ü “Binyılın Adamı” Seçmiştir.

Milenyum BİN yılın ışığında çeşitli ülkelerin liderleri, değişik özellikleri ile anılmakta, bir ulus inşa eden Atatürk, bin yılın lideri seçilerek, bu ışığın tüm insanlık üzerinde parladığı ifade edilmektedir.

Son olarak sizlere, Hayatında Türkiye’ye hiç gelmemiş, Amerikalı Psikiyatri Profesörü Arnold LUDWIG’in bilimsel bir araştırmasından bahsedeceğim. Bu bilim insanı çalışmasında 119 ülkeden 1941 lideri incelemiş ve Atatürk’e, Dönüştürücü, Demokrat, İleri Görüşlü, Olağanüstü Lider, Sıfatlarıyla İlk Sırada yer vermiştir.

Konuşmamı, Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı ve 2’nci Cumhurbaşkanımızın sözleriyle bitirmek istiyorum:

Eşsiz kahraman Atatürk, vatan sana minnettardır.